Top Kavgası
On yaşındaki Kerem ve Can, mahallenin ayrılmaz ikilisiydi. Beraber bisiklete biner, okulda aynı sırayı paylaşır ve hafta sonları saatlerce futbol oynarlardı. Ancak o cumartesi, mahalle maçında çıkan saçma sapan bir "faul" tartışması yüzünden birbirlerine küsmüşlerdi. İkisi de eve suratı asık dönmüş, birbirlerine tek kelime bile etmemişlerdi. Kerem eve girdiğinde burnuna harika bir koku geldi. Dedesi Salih Bey, mutfakta ocağın başındaydı. Bakır cezvesinde ağır ağır Türk kahvesi pişiriyordu. Kahvenin üzerindeki köpükler yavaş yavaş kabarıyor, o meşhur kavrulmuş kahve kokusu bütün evi sarıyordu. Salih Dede, torununun asık suratını görünce ocağın altını kıstı. "Hayırdır küçük bey, Karadeniz'de gemilerin mi battı?" diye sordu gülümseyerek. Kerem omuz silkti. "Can ile tartıştık dede. Bir daha onunla asla konuşmayacağım. O çok inatçı biri!" Salih Dede, köpüren kahveyi dikkatlice iki küçük fincana paylaştırdı. Sonra cezvede kalan kahveyi de bir taşım daha kaynatıp fincanları doldurdu. Yanlarına da birer bardak su ve iki tane çifte kavrulmuş lokum koydu. "Biliyor musun Kerem," dedi Salih Dede tepsiyi alırken, "Senin yaşlarındayken benim de en yakın arkadaşım, alt katta oturan İbrahim amcandı. Bir gün onun bilyelerini yanlışlıkla kaybettiğim için bana o kadar kızmıştı ki, günlerce yüzüme bakmamıştı. Ben de gurur yapıp özür dilememiştim." Kerem merakla başını kaldırdı. "E sonra ne oldu? Nasıl barıştınız?" Salih Dede salona geçti, kahvesinden küçük bir yudum aldı. "Birkaç hafta sonra çok hastalandım. Yatakta ateşler içinde yatıyordum. İbrahim bunu duyunca bana kendi elleriyle en sevdiğim çikolatayı alıp gelmişti. Hastalığım geçince de babalarımızdan gizli gizli kahve yapmayı denemiştik. Tabii her yeri batırmıştık ama o gün o kahveyi içerken birbirimize söz verdik; bir daha incir çekirdeğini doldurmayacak şeyler için küsmeyecektik. Çünkü gerçek dostluk, küçük hataları affedebilmektir." Salih Dede durakladı, kahvesinin telvesine bakıp gülümsedi ve ekledi: "Atalarımız boşuna dememiş: 'Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.' Yapılan küçük bir iyilik, paylaşılan güzel bir an, içilen bir acı kahve bile o kadar değerlidir ki, insan bunu 40 yıl geçse de unutmaz, o kişiye hep saygı duyar. İbrahim amcanla o gün paylaştığımız fincanın hatırı hâlâ kalbimdedir." Kerem dedesinin sözlerini dikkatle dinledi. Can ile paylaştıkları onca güzel anı, beraber yediklerini, içtiklerini düşündü. Sadece bir futbol maçı için bu dostluğu çöpe atmak gerçekten de çok mantıksızdı. "Haklısın dede," dedi Kerem yerinden fırlayarak. "Can bana geçen hafta matematik ödevimde yardım etmişti. Ben de şimdi gidip ondan özür dileyeceğim!" Kerem koşarak evden çıktı ve yan binadaki Can'ın kapısını çaldı. Can kapıyı açtığında hala biraz gergindi ama Kerem ona kocaman gülümsedi. "Can, bugünkü maç için özür dilerim. Saçma bir konuydu," dedi. Can'ın yüzündeki gerginlik anında silindi, o da gülümsedi. "Ben de fazla bağırdım, asıl sen kusura bakma." O sırada mutfaktan Can'ın annesi seslendi. "Çocuklar, size sıcak çikolata yaptım, içer misiniz?" İki arkadaş sevinçle mutfağa koştular. Masaya oturduklarında Kerem kocasından kupasını kaldırdı ve göz kırptı: "Sence bizim bu sıcak çikolatanın da kırk yıl hatırı olur mu?" Can kahkahayı bastı. "Kırk yılı bilmem ama yarına kadar kesin hatırı var!" Ve iki dost, sıcacık içeceklerini yudumlarken, küslüğün ne kadar gereksiz olduğunu bir kez daha anladılar.
10 Dakika
0 Bölüm
5-12
Bölümler
Tamamlama Ödülleri
Bu hikayeyi bitirdiğinde kazanacakların: